Tabiatın şiiri hiç bitmez.  

SİNEMA’nın ALTIN ÇAĞI
 
          Reklamların Sinema sahnesinde yer almasıyla Beyaz perde eğlence amacının dışına taşar. Satış yapmaya yardımcı bir etki alanı olarak kendine ticari piyasada büyük bir yer bulur. 
         Sinema seyircisi bir film karşısında üç saat oturmakta; bir nikel karşılığında sinemada bir gece geçirmek moda olmaktadır. Müzik vardır ama seslendirme yoktur. Bu da yüzyılın başlarında doğru dürüst İngilizce bilmeyen, çok sayıda göçmen nüfusa sahip Amerika için büyük bir avantaj oluşturur. Amerika’da sessiz sinema seyirci sayısı çok fazladır. Çünkü halkın büyük bir bölümü eğitimsizdir. Artık, sinemada basit öykülü filmlerle zaman geçirmek, eğlenmek yaşamın bir parçası olmaya adaydır. 
           İngiltere’de 1901’de ‘’Fire!-Yangın’’ kurgulu film; Fransa’da Georges Melies tarafından yapılan, dünyanın iki makara uzunluğundaki ilk filmi ‘’Voyage a Travers l’impossible-İmkansız Yolculuk’’; 1912’de Sarah Bernhartdt’ın başrol oynadığı, dört makara uzunluğundaki ‘’Kraliçe Elizabeth’’; aynı yıl İtalya’da sekiz makaralık Enrico Guazzoni’nin ‘’Quo Vadis’’; 19032de Giovanni Pastrone’nin üç saat süren ‘’Cabiria’’ isimli filmleri seyirciyle buluşurlar. 
          Başlangıçta star sistemi yoktur. Gerçek adı Mary Pickford olan Florence Lawrence şirket değiştirince; yeni şirketi tanıtım amaçlı asılsız ölüm haberini yayar. Gerçek açıklanınca, bu tip sansasyonların filmlerin  seyirci sayısını arttırdığı keşfedilir. Yapımcılar arasında sansasyon ve reklam dönemi başlar. Böylece star sistemine geçilir. 
           Birinci Dünya savaşı nedeniyle Avrupa’da film yapımının zora girmesi, Amerika’nın film üretimine öncelik vermesine neden olur. Hollywood’da kurulan Paramount içinde dokuz büyük stüdyo barındırır. De Mille Flagstaff, The Squaw filmi için Hollywood’da bir depo kiralar ve filmi burada çeker. 
         Gerçek anlamda ilk stüdyonun 1915’de Universal tarafından kurulduğu kabul görür. Hollywood stüdyolarında çalışan yıldızlardan Henri Fonda ve Audrey Hepburn 1981 yılında On Golden Pond-Altın Göl filminde oynayana kadar tanışmadılar. Oysaki Henry 1953, Hepburn ise 1932 yılından beri Hollywood’un farklı  stüdyolarında film çekmektedirler. Varın, Hollywood’un dönümlerce arazisinin görkemini siz hayal edin. 
           1920’lerin başında Amerika film üretiminde liderdir. Sanatla değil, parayla ilgilenmektedir. Hollwood için sinema bir endüstri dalıdır. Sinemayı, seyircisi, salonları, yapımcı, dağıtımcısıyla göstericilerin ceplerini dolduracak bir eğlence aracı olarak görür. Sinemanın sanatsal yönünün gelişimini başkalarına bırakır.
            Charlie Chaplin gibi son derece yaratıcı bir sanatçı star sahibiyken bile Hollywood O’nu çok tanınan çok para kazandıran bir star olarak değerlendirir. Oysa Chaplin, sadece komedyen değildir. Hayatın gerçekleriyle çok erken yaşta tanışan Charlie sadece komedyen değildir. Kendisine birçok kimlik yaratmış, oyuncu, yazar, yönetmen, komedyen, kurgucu ve  bestecidir.
             Savaş sonrası Almanya’da resim, edebiyat, tiyatro ve sinema alanlarında ortaya çıkan dışavurumculuk 1920’lerde sinema sanatı açısından devrim yaratır. İngiltere’de 1927’de çıkarılan Sinema Kota Yasası’yla gösterimdeki filmlerin %5’inin İngiliz yapımı olması zorunluluğu gelir. Fransa’da sinema okulları ve Abel Gance gibi yönetmenlerin gayretleriyle sinema; müzik, edebiyat, tiyatro gibi ciddiye alınması gereken bir sanat dalı olduğunu ispat eder.
             Bu arada Rus sinemacılardan özellikle Sergey Ayzenştayn kurgu ve montajda duygudan çok bilgi-düşünce öğelerini vurgulamak için yeni teknikler geliştirir. 
             Amerika ise  Sinema Endüstrisi’ne teknik alanda gelişim sağlar. 1927’de Warner Brothers’ın The Jazz Singer- Caz Şarkıcısı filmiyle sesli film dönemi başlar. 1930 yılında Avrupa ve Amerika’da sessiz film dönemi neredeyse tamamen kapanmıştır. 
              Açılan yeni dönemde ise bir başka sıkıntı var olur. Sinema Uluslar arası bir iletişim aracıyken, seslendirmeyle dil farkı sorun yaratır. Altyazılar çözüm değildir. Seyirci okumak değil, dinlemek ister. Ve devreye Dublaj girer.
               Renkli filmlerin gelişimine öncülük eden Hollwood’la sinema serüveni devam edecek. 
 

 


Ekleyen Harika ÖREN
Tarih 23.1.2019 11:14:53
Yazdır Yazdır
Okunma 90
Eklenen Yorumlar 
  • Diğer Başlıklar
  • AŞKIN RENGİ ‘’KIRMIZI’’
  • ALDIRMAZLIĞIMIZ
  • Bir şarkı dinlerken...
  • Bir serum şişesine bağlı hayat
  • SANAL YALNIZLIK
  • Kalp içeri ye, Akıl dışarı ya kürek çeker…
  • Yalnızlığı sevdiğim anlar…
  • Sinema’nın babaları
  • CUMHURİYET MEŞALESİ
  • YAZ YERİNİ SONBAHAR’a BIRAKTI
  • Son : 10 Gösteriliyor | Devamı ->

     

           

    Bu websitesi 1360x768 pixel'de en iyi görüntüyü vermektedir. http://www.birdemetnergis.com/ ® 2013. Tüm Hakkı Saklıdır.      Site İçeriği İzin Almadan Kullanılamaz.   Tasarım: Linear Yazılım